Dr. ESKERÊ BOYÎK

Nado Maxmûdov, Ermenistan Kürtleri arasında adı-sanı en bilinen, en tanınmış olanıydı. Kuşkusuz, gençliğinden hakkın rahmetine kavuştuğu güne kadar, devlet katında en yüksek ve sorumlu mevkilerde çalışıyordu. İri yapılı, görüntü itibarıyla yakışıklı, karekteristik bir Kürttü. Güleç yüzlü, merhametli, garip dostuydu. Her ne kadar yüksek mevkilerde görev yapsa da, Ermenistan Cumhuriyeti´nin yüksek mevkilerdeki yetkilileriyle aynı ortamlarda bulunsa da, eşi Ermeni olsa da, Kürtlüğü onun için en önde gelen özelliğiydi.
Yoğunluğuna bakmaz, Kürt aydınlarının toplantı ve etkinliklerinde, Kürt temalı olaylarda her zaman hazır bulunurdu. Sözkonusu Kürtlük olduğunda her zaman hazırdı.
Ben öğrenciydim. Kürt yazarlarının toplantılarında, öğrenci gecelerinde, Riya Teze gazetesinin redaksiyon toplantılarında birkaç kez kendisini görmüştüm. Doğrusu, ona karşı çekingen davranıyor, utangaç karakterim nedeniyle kendisiyle çok yakınlık kuramıyordum.
Henüz genç bir öğrenciydim. Köyden yeni gelmiştim. O ise babamdan bile birkaç yaş büyüktü. Devlet katında bakandı. Utanıyordum. Öte yandan ben köylü bir genç, o her anlamıyla tam bir şehirli…
Erivan‘ın sonbahar başlangıçları çok güzeldir. Ben öğrenci yurdunda kalıyordum. Akşam üstleri, bazen arkadaşlarla birlikte, bazen de tek başıma şehri dolaşmaya çıkardım. Opera binası yakınlardaydı. Önüne, „Karapî Lîç“, Kürtçe „Gola Qubeqaza“ (Kuğu Gölü) adıyla yapay bir küçük göl yapılmıştı. Akşamları burası çok güzel olur, insanlarla dolup taşardı. Bir akşam, ben de tek başıma oraya gittim. Gölün kenarına tahta banklar yerleştirilmişti. Bir banka oturdum. Bu güzel gölün üzerinde kar beyazı kuğular, dersin ki suyun üzerinde yüzmüyor, adeta kayıyorlardı. Hoş ve güzel duygu ve düşüncelerle onları keyifle izlerken aniden bir ses duydum:
– Yeğenim, yeğenim!
‘Utanma, sen Kürtsün’
Yan tarafa dönüp baktım; iki Ermeni centilmenle birlikte Nado Maxmûdov… Görünen o ki, onlar da o akşamüstü gezintiye çıkmışlar, dolaşıyorlardı. Sonradan Nado´nun evinin de o mahallede olduğunu öğrendim. İki arkadaşı da devletin yüksek kademelerinde görevliydi.
Utancımdan kızarmış bir şekilde yerimden kalktım, yanlarına yaklaştım ve kendilerini selamladım.
– Utanma yeğenim, sen Kürtsün, pêşmerge arkadaşların Kürdistan dağlarında düşmana karşı, senin ve benim ülkemin özgürlüğü için savaşıyorlar, dedi.
Benimle Kürtçe konuşmuştu ve arkadaşlarıyla tanıştırdı. Şaşırdım, zira hakkımda herşeyi biliyordu ve kim olduğum, hangi nahiyeden, hangi köydenim, hangi meslekle ilgili bir okulda okuyorum, şairliğim vb. konularda ayrıntılı olarak onları bilgilendirdi…
– Okullu olmasının yanı sıra ben onun şairliğini de seviyorum, diye devam etti.
O arada, ben utangaçlığımdan kıpkırmızı, ter basmış durumdayım ve bu durumdan nasıl kurtulacağımı bilemez durumdaydım…
Yıl 1963 idi…
Sonra, bu değerli şahsiyetle, hemen hemen otuz yıl boyunca, Kürt kimliği ve edebiyatı yolunda, aydın grubumuzla birlikte, 1990 yılına dek kardeşçe yürüdük.
Yardımsever biriydi. Yalnız beni değil, tüm gençlerimizi severdi. Sosyaldi. Ermenistan´da onu tanımayan insan sayısı çok azdı. Kürt köylerini tek tek gezmişti. Birkaç yıl, doğduğum Aparan nahiyesinin başkanlığını da yapmış ve Elegez bölgesindeki onbir Êzdî köyünde güzel anılar ve etkiler bırakmıştı.

Hizmetçilikten parti yöneticiliğine
Nadoyê Xudo Maxmûdov, 1 Ocak 1907´de, Nor-Bayazêt kazası, Martunya nahiyesi, Nor Qeranlûx köyünde, yoksul Müslüman bir Kürt ailenin çocuğu olarak dünyaya geldi. Eserlerinde, özellikle de “Duajoyê Biçûk”, “Salê Buhurî”, “Siyarê Hespê Boz”, “Çawa Ez Zar-Ziman Ketim” ve “Dersdarê Minî Rehm” adlı kısa öykülerinde yöredeki Kürt köylerinin durumunu ve zorlu çocukluk yıllarını okurun gözlerinin önüne serer, ne tür zorluklarla okuyabildiğini dile getirirdi. Erken yaşta babasını kaybeder, çocukluk döneminde çiftçilik, köyün zenginlerine çobanlık ve hizmetçilik yapmak zorunda kalır. Anılarında şu bilgiyi verir: Köyün ağasına hizmetçilik yaptığı dönemde, ağa, oğluna okuma-yazma öğretmesi için eğitmen tutar. Hizmetçi Nado da her gün kapının önünde oturur ve eğitmeni dinler. Kısa bir süre sonra hizmetçi çocuk Ermenice alfabeyi öğrenir. Eğitmen, Nado´nun öğrenmeye olan ilgisini farkeder ve onun köy okuluna kabul edilmesini sağlar.
Çocukluk yılları, çok zor ve zahmetli yıllardır. İç kavgalar, Ermenistan bölgesinde yaşayan Ermeni, Kürt, Azeri gibi dost halklar arasında düşmanlıklar oluşmasına neden olur. Ancak, bu sürecin çok uzun sürmemesi olumlu olarak değerlendirilebilir. Kısa bir sürede Bolşevikler gelir ve iktidarı ele geçirir. Sovyet sisteminin kurulmasıyla halklar arasındaki tüm karşıtlık ateşleri söndürülür, her şey yoluna girer. O köyde de sosyal-kültürel değişimler başlar. Kendisi de yeni değişimlerin bir savaşçısı olur, zararlı gerici adet ve geleneklere karşı çıkar. Bu gerçeklik, «Edetên Ziyandar» adlı kısa öyküsünde açıkça görülür. Bu kısa öyküde, çok sevdiği kız kardeşinin nasıl bu geleneklerin kurbanı olduğunu, ustalıkla ancak kederli bir dille gözler önüne serer.
Çocukların okuyamaması ve halkların cehaletinin ortadan kaldırılması gündemleştirilir. Akıllı ve çalışkan genç, köy okulundan yüksek dereceyle mezun olur ve yeni sistemin gerektirdiği değişimlerle ilgili çalışmalarda yer almaya başlar. Komsomol faaliyetlerinden başlayan bu çalışmalar, nahiye sekreterliği, bakanlık ve Sovyet ülkesi parlamenterliğine dek ulaşır.
1926 yılında okuması için Lênînakan (Gumurye) şehrine yollanır. Parti okulunda iki yıl eğitim görür. Okulun bitimiyle birlikte Hacîxelîl (Aragas) köyü komsomol komitesi sekreteri olarak tayin edilir. 1929 yılında nahiyenin komün başkanı olarak atanır. 1930-32 yılları arasında Tilbîs (Tiflis) şehrinde parti okulunu başarıyla bitirir ve Komünist Parti´de sorumlu düzeyde bir göreve geçiş yapar.
Erivan Devlet Üniversitesi Tarih Fakültesi´nden mezun olur. Uzun bir süre Komünist Parti Aparan ve Hoktêmbêryan Nahiyesi (Nahiyeler grubu) Birinci Sekreteri olarak görev yapar. Sovyet ülkesinde yalnızca Komünist Parti vardı. İktidar, yürütme tümüyle bu partinin ellerindeydi. Her yerde partinin birinci sekreterleri güç ve yetki sahibiydiler.
Ardından hükümette görev alır. Ermenistan Cumhuriyeti Maliye Bakanı (Komünal) olarak atanır, Ulaşım Bakanı Birinci Yardımcısı ve cumhuriyetin daha birçok yüksek mevkisinde sorumlu düzeyde görev yapar. Denilebilir ki, 1990’da Erivan’da yaşamını yitirinceye kadar hep çalışır.
Nado Maxmûdov, birkaç kez Ermenistan Cumhuriyeti Parlamentosu (Meclisi) ve Sovyetler Birliği Parlamentosu üyesi olarak seçilmiştir. Az-çok Sovyet sistemini tanıyanlar bilir ki, sözü edilen bu görevler yüksek derecelerdir ve az kişi bu seviyelere ulaşabilir.

Gelê Kurd kitabının önemi
Tüm bu görevlerinin yanı sıra aynı zamanda değerli bir Kürt tarihçi ve yazardı. 1959 yılında «Gelê Kurd» adlı kitabı Ermenice olarak yayınlandı. 260 sayfalık bu değerli kitapta eski çağlardan kitabın yayınlandığı yıllara kadar halkımızın tarihi analiz edilmiş ve yorumlanmıştır. İtiraf etmeliyim ki, ben ve benim kuşağımdaki Ermenistan Kürtleri, bu derin, ilgi çekici ve zengin içerikli kitap sayesinde halkımızın tarihiyle tanışmıştık. Tarihi derinliğine inceleyen zengin içerikli bu kitap, sade ve akıcı bir Ermeniceyle, geniş bir okur kitlesi için yazılmıştır. Kitap, 7 bölüm olarak düzenlenmiştir: Kürtlerin etnik kimliğine giriş; Kürt ülkesinin coğrafya ve ekonomisi; dil, kültür, edebiyat, inanç duygusunun temeli; geçmiş döneme ait tarihi bilgiler (Arap Halifeliği dönemi, Selçuklu dönemi, Eyubiler dönemi, Moğol egemenliği dönemi, Türk ve Perslerin Kürdistan ülkesini paylaşım savaşı); altıncı bölüm Kürtlerin, Kürdistan´ı sömürgeleştirenlere karşı verdiği uluslaşma-özgürlük mücadelesi hakkındadır (Êzdanşîr başkaldırısı, Şêx Obêydule başkaldırısı, Kürtlerin 20. yüzyıl başındaki uluslaşma-özgürlük mücadelesi, İkinci Dünya Savaşı ve Kürtler), yedinci bölüm ise Sovyet Kürtleri ile ilgilidir. Bugünkü bakış açısı ve günümüz tarihsel-bilimsel yorumuyla değerlendirildiğinde kitaptaki değerlendirmeler ikna edici olmayabilir, ancak kitabın kendi döneminde Kürdoloji alanında önemli bir kazanım olduğu bir gerçekliktir. O dönemde, bu alanda Kürt okuru açısından bir boşluk vardı ve kitap bu boşluğu dolduruyordu.
* Dergimizin 33’üncü sayısında Kürtçe yayınlanmış bu yazıyı, Nadoyê Xudo’nun 1 Ocak’taki doğum yıldönümü vesilesiyle Türkçe’ye çevirerek yayınlıyoruz.
