NEVZAT ONARAN

Kürt meselesi özelinde yeni bir müzakere aşamasındayız. 10 yıl önce de “oluyor” derken, zemheriyi yaşamıştık…
Hava yine puslu.
Tarih de umut verici değil.
Osmanlı-Türk devleti aklının müzakere tarihi bilinmektedir. 1895 ile 1914’te Ermeni meselesinde ve 1921’de Koçgiri’de atılan imzanın mürekkebi kurumadan, kırım planına yol verilmiştir.
2015’te masanın nasıl devrildiğinin şahidiyiz.
28 Şubat 2015’te Dolmabahçe’deki masada Başbakan Yardımcısı Yalçın Akdoğan ile İçişleri Bakanı Efkan Ala ve HDP’ten (saygıyla anıyorum) Sırrı Süreyya Önder’in diğer katılımcılarla bir araya geldiği ve Önder’in okuduğu 10 maddelik ‘çözüm’ planı[1] umutlandırmıştı.
5-10 günde ne olduysa, makas değiştirildi.
Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın peş peşe üç açıklaması oldu. Birincisi 10 gün ve diğer ikisi 15 ve 22 gün sonraydı. Cumhurbaşkanı Erdoğan, 11 Mart’ta Dolmabahçe Masası’na pozitif yaklaşmıştı. Dört gün sonra 15 Mart’ta sinyal verildi ve 22 Mart’ta masanın yıkıldığı ifade edildi.[2]
Yeniden inkâr politiğine dönüldü…
Nitekim bir buçuk yıl sonra da “Yol haritamız yoktu” denmiştir. Diyen, Oslo sürecinin siyasi iktidarın onayıyla başlatıldığını belirten (o dönemin) MİT Müsteşarı Emre Taner’dir. Taner, bir bilgi daha vermiştir: “Devletin aklıya yola çıkılmıştır.”[3]
Bugün de 2015’teki gibi masanın yıkılıp-yıkılmaması, Erdoğan’ın ‘seçimi kazanma’ beklentisiyle doğrudan ilişkilidir. Suriye’deki gelişmeler hatırlatılacak, ama keyfi uygulanmayan AYM ile AİHM kararlarıyla ve İBB’nin yedi aydır bit(iril)meyen operasyonlarıyla nasıl çözüm olur ki?
‘Türkiye’yi Türkler idare etmeli’
Sömürge imparatoru Osmanlı, dünyadaki gelişmelerden azade değildi. 1789 Fransız Devrimi’nin var ettiği ‘ulus devletler’ politiği, sistemsel sorunlarla boğuşan Osmanlı’nın çözülmesini hızlandırmış ve Balkanların ezilen milletleri sömürge zincirini kırmıştır.
Osmanlı’nın 19’uncu yüzyılın son çeyreğinde, gayri Türk-İslam milletleri Araplar, Kürtler ve Arnavutlar da ayağa kalkmıştır. Hıristiyan ve İslam milletlerin her birinin Osmanlı’yı zorladığı “ben” dediği yıllarda, iktidara hâkim Türklerin “ben” demediğini, saf saf baktığını düşünemeyiz.
Türklük o kadar belirgindir ve “devletin resmi dini Hanefilik”[4] temelinde “resmî ideolojisini”[5] biçimlendiren Halife-Sultan Abdülhamid de bunun farkındadır; 18 Ağustos 1883’te üst perdeden, “Türkiye’yi Türkler idare etmeli”dir[6] politiğini dillendirmiştir. Bu, Osmanlı’nın ‘devletten ulusa modeli’yle[7] dönüştürüleceğinin ve dini kimlik ‘Sünni İslam’ın yanı sıra etnik kimlik ‘Türk’lük unsuruna göre yapılandırılacağının tespitidir.
Anlaşılan tespitle kalınmamış, o yılların politikası, “Bilhassa Anadolu’da Türk unsurunu kuvvetlendirmek ve her şeyden evvel de içimizdeki Kürtleri yoğurup kendimize mal etmek”[8] şeklinde hatırlanmıştır.
Zaten Türk de bilinmez değildir. Türkçe dili ve Türk tarihi özelinde yayınların arttığı 19’uncu yüzyılın ikinci yarısını, Şerif Mardin[9] ‘Kültür Türkçülüğü’ olarak tanımlamıştır.
Ve Türkçe, biliyoruz ki 1876 Anayasası’nın resmî dilidir (madde 18).
‘Kültür Türkçülüğü’nde yoğunlaşıldığı ve ‘resmî dilin, Türkçe’ olduğu koşullarda Abdülhamid’in devletin Türkiye olduğunu ve Türklerin de yöneteceği tespiti, malumun ilanıdır.
1880’lerden itibaren Türkleştirmek’in ikizi Sünni İslamlaştırmak amacıyla, Ermeni/Arap Hıristiyanlar, Kürt Ezidiler, Türk/Kürt Kızılbaşlar, Arap/Türkmen Şiiler ile Nusayriler ve ‘gizli’ Hıristiyanlar hedeflenmiş ve Osmanlı da bu yönde yapılandırılmıştır.[10]
Ve Abdülhamid’in yaptığı, önceki yüzyıllardaki İslamlaştırmadan farklıydı, artık sosyal-siyasal hayatta din unsuruna, dil, soy, kültür faktörleri de eklenmiştir.
Sünni İslamlaştırma, 1878’de “Balkanları kaybettiğimize üzülmüyorum” diyen Abdülhamid’e göre, “hasta adam”la alay eden Avrupa’ya karşı “dâhilde kuvvetlendiğimiz gün”e[11] hazırlığın politiğidir.
Abdülhamid’in bu politiğinin mirasçısı İttihatçı Talât ve Kuva-yı Milliyeci Mustafa Kemal’dir!
500 Ermeninin imzaladığı dilekçe
13 Temmuz 1878 tarihli Berlin Antlaşması’nın 61’inci maddesi gereği, Ermeni meselesi özelinde ıslahat (reform) yapılacaktı. Maddeyle Osmanlı’nın verdiği taahhüt şuydu: Ermenilerin meskûn olduğu eyaletlerde ıslahat yapmak ve Ermenileri, Kürtlere ve Çerkeslere karşı korumaktır.
Islahat, Osmanlı Saray rejiminin Temmuz 1878’den itibaren gündemindeydi. Geçen sürede antlaşmayı imzalayan ülkeler özellikle İngiltere, Saray’a ıslahatı hep hatırlattı.
1895 Haziran ayından itibaren ıslahatla ilgili tartışmalar yeniden yoğunlaştı.
Ermeni devrimci hareketlerin de gündemi ıslahattı.
Osmanlı’nın resmi raporlarında belirtildiği gibi Hınçak Komitesi[12] [Sosyal Demokrat Hınçak Partisi], 30 Eylül 1895’te Ermeni meselesiyle ilgili maddelerin bir bir sıralandığı dilekçeyi Babıali’ye, hükümete vermeyi örgütledi.
28 Eylül 1895 tarihli rapora göre, Galata Kilisesi’nde toplanan Ermenilerden 500’ü ‘Taşralı Ermeniler’ adıyla imzaladığı, “Ermenistan meselelerine dair istida”nın 30 Eylül 1895’te (Pazartesi) Babıali’ye verilmesi planlanmıştır. Bir Ermeni’nin ihbarıyla, devlet gelişmelerden haberdârdır. İhbar, 28 Eylül’den birkaç gün önce yapılmıştır. Yürüyüşü yasaklayan Sadarete (Başbakanlık) göre, eylemle Avrupa devletlerinin dikkatini çekmek ve arbede çıkartmak amaçlanmıştır.[13]
Dahiliye Nazırı Rıfat, yürüyüş günü 30 Eylül’de Ermeni Patriğini ve Patrikhane’de toplanan kitleyi uyarmıştır: “Devlet-i Aliyye’de kanunen içtima memnu’dur. Şimdi dağılınız.” Gereği yapılmış toplanan Ermeniler, Babıali, Sultanahmet, Nuriosmaniye’de dağıtılmıştır.[14]
Ermenilere saldırının Beyoğlu’na yayılması üzerine, Müslüman ahaliye yapılan uyarının nedeni, ecnebi devletlerin müdahale edeceği kaygısıdır.[15] Ermenilerin katliamı hatırlanmamıştır bile.
Saray rejimi, gündemdeki ıslahatla ilgili 500 Ermeni’nin imzaladığı dilekçeyi kabul etmeyeceğini açıklamış ve Kumkapı’daki Patrikhane’den Babıali’ye yürüyüşü kanlı bastırmıştır.
‘Can ve mal güvenliği istiyoruz!’
Osmanlı raporlarında hiç anılmayan 500 Ermeni’nin imzaladığı dilekçe metni iki sayfadır. Birincisi, “Hükümetin vatanımızı, birkaç seneden beri sıkıyönetimle idaresini dava ederiz” olan 17 maddenin sıralandığı dilekçeden 10 tanesi şunlardır (dilini anlaşılır kılmaya gayret ettim):
1- “Can ve mal ve itibarımızın muhafazası” için teminat talep ederiz.
2- Kanunen herkesin eşit olmasını, ifade ve basın ve örgütlenme özgürlüğünü talep ederiz.
3- Tutuklananların davasının hemen açılmasını ve keyfi işlemin yasaklanmasını talep ederiz.
4- Kürtlerin elindeki silahın alınmadığı sürece bizim de silah taşımamıza müsaade edilmelidir.
5- Erzurum, Bitlis, Van, Sivas, Mamuretülaziz ve Diyarbekir vilayetlerinin “içinde ekseriyet lafızının kalkmasını ve dahili vilayette bulunan cemaatlerin milliyet üzere memuriyet intihabını (seçimini)” ve vilayetlerin tüm ahalinin seçileceği azayla idaresini talep ederiz.
6- Vergi yükünün azaltılmasını, Kürtlere, beylere ve ağalara angaryanın yasaklanmasını, Kürtlerin aldığı vergilerin kaldırılmasını, vergilerin bir oranda olmasını, rençberliğin terakkisi için ıslahatın icrasını talep ederiz.
7- Ermeni topraklarının zorla Kürtlere verilmesinin yasaklanmasını ve toprağı olmayan köylüye toprak dağıtılmasını talep ederiz.
8- Göçebe Kürtlerin iskân edilmesini, “aşiret âdetinin imhasını” ve Hamidiye Alayları faaliyetine son verilmesini ve sair tebaa gibi Kürtlerin de asker vermesini talep ederiz.
9- Memleketin varidatını, mahallenin ihtiyacına kullanılmasını talep ederiz.
10- Suçlara göre ayrım olmadan genel affı isteriz.
“Mevcut halin devamının birçok fenalıklara sebebiyet vereceği” belirtilen dilekçenin sonunda, ıslahatın önemine dikkat çekilir:
“Memleketimizde sâkin sair millet ve cemaatlerle menfaatimiz müşterek olduğundan gerek onların gerekse bizim emniyet ve rahatımız için yukarıdaki beyan ettiğimiz ıslahatın icrası elzemdir/vazgeçilmezdir.”
Ermeni meselesinin menfaatimize uygun çözülmesini ve Avrupa devletlerine de bildirilmesini kararlaştırdığımızı beyan ederiz.
Islahatın icrasını yalnız sulh ve emniyet temin edebilir.[16]
Sosyal Demokrat Hınçak Partisi, 1895’te talepleri tek tek sıralarken, bugünkü 2025’teki müzakerede bilgilendiğimiz kadarıyla bu yöntemin tercih edilmemesi ciddi farklılıktır.
30 Eylül 1895’te dilekçesini Babıali’ye verecek Ermeniler, Patrikhane’de toplanmış, ama polis-jandarma yürüyüşe izin vermemiş ve kanla bastırmıştır.[17]
Saldıranların kimliği Laz, Kürt ve Acemler olarak sıralanırken, genel tanımlama “ahâlî-i İslam”dır ve Türk’ün adı hiç anılmamıştır.[18]

Abdülhamid’in ıslahat planı
Yürüyüşü yasaklayan ve kitleyi polisle dağıtan Saray rejimi, operasyonundan 20 gün sonra 20 Ekim 1895’te hükümetin Islahat Kararnamesiyle, Anadolu’da Erzurum, Bitlis, Van, Diyarbakır, Mamuretülaziz ve Sivas vilayetlerinde uygulanacak planı kabul etti.[19]
32 maddelik[20] plandan özetle aktarıyorum:
Her valinin, mutasarrıf ve kaymakamların Hıristiyan yardımcısı olacak (madde 1, 2), Erzurum, Van, Bitlis, Diyarbakır, Mamuretülaziz, Sivas vilayetlerinde idareye ilişkin memurlar her ilin Müslüman ve Hıristiyan halkının nüfusu oranında belirlenecek (madde 5), Sancak, ilçeler ve bucakları seçilen meclisi idare edecek (madde 6-9) ve ıslahatın denetimini koşullarına göre belirlenecek bir komisyon denetleyecektir (madde 32).
Planda Kürtlerle ilgili iki madde vardır:
Kürt Aşiretlerinin Denetimi (madde 27): Kürtlerin yaylaya gidiş ve dönüşünde zarar vermesini engellemek için gerekli askeri tedbir alacaktır. Kışlaklara dönüşe değin, iyi halde bulunmaları için içlerinden bazıları hükümete teslim edilecektir. Geçiş ve silah taşıma nizamnameleri Kürtler hakkında da uygulanacaktır. Çadırda ve göçebe halinde yaşayan aşiretler, kendilerine verilen arazide iskân edilecektir.
Hamidiye Süvari Alayları (madde 28): Hamidiye süvarilerinin eğitim zamanı dışında silah taşıma ve üniforma giymeleri yasaktır ve alaylarla ilgili askeri nizamname düzenlenecektir.
Islahat’la ilgili çalışmaları denetleyecek komisyon, 1 Aralık 1895’de kurulur. Başkan dahil 7 kişilik liste, 6 kişinin 3’ü Hıristiyan’dır. Diyarbakır, Van, Mamuretülaziz, Sivas ve Erzurum vali yardımcıları atanır. Diyarbakır, Sivas ve Erzurum vali muavinleri Rum, diğer ikisi Ermeni milletindendir.[21]
Islahat Planı imzalanmış ve bazı adımlar atılmışsa da askeri politikaya ağırlık verilerek, planın uygulanması ötelenir; aslında uygulanmaz!
Alaylarla ‘temizlik’!
Abdülhamid her ne kadar Islahat Planı’nı imzalasa da yıllar öncesinde gerçek niyetini, Türkolog Arminius Vambery’eitiraf etmiştir:“Yakında Ermeni meselesini halledeceğimi söylüyorum size. Onlara öyle bir tokat atacağım ki canları yanacak ve ihtilalci hırslarından vazgeçecekler.” Ve Vambery’in raporuna göre, Ermeni meselesini halletmenin yegâne yolu, onlardan kurtulmaktır.[22]
Ve ifade edildiği gibi tercih edilen, planın uygulanması değil, ‘Ermenilerden kurtulmak’tır.
İmzanın mürekkebi kurumadan, Ermenilerin dilekçesinde son verilmesi ve Islahat Planı’nda düzenlenmesi öngörülen Hamidiye Alayları[23] ve yerel unsurlar/milisler seferber edilir: 8 Ekim’de Trabzon’da ve 14-27 Ekim arasında Maraş’la Zeytun’da, 25 Ekim’de (Cuma günü) Gümüşhane’de ve Bitlis’te, 30 Ekim’de Erzurum’da ve Bayburd’da, 1 Kasım’da (Cuma) Diyarbakır’da ve Malatya’da, 7 Kasım’da Harput’ta, 8 Kasım’da (Cuma) Van’da, 15 Kasım’da (Cuma) Muş’ta, Amasya’da ve Merzifon’da, 16 Kasım’da Havza’da, 23 Kasım’da Zile’de saldırılmıştır.[24] 1896 yılında da saldırıya devam edilmiştir. Ne tesadüf ki pek çok saldırı Cuma günü yapılmıştır.
Raporlarda önce Ermenilerin silahla saldırdığı iddia edilmişse de kaza ve vilayetlerde en fazla öldürülen ve malı-mülkü hem yağmalanan hem de yakılan Ermeniler olmuştur.
O günlerde Islahat Planı’nın uygulanmaması ve saldırılar [25] bir başka eylemin gerekçesi olmuştur; 26 Ağustos 1896’da Osmanlı Bankası basılmıştır. Baskını örgütleyenlerden Ermeni Devrimci Federasyonu’ndan (Taşnaktsutyun) Karekin Pastırmacıyan (Armen Garo), 1908 ve 1912’de iki dönem Osmanlı Meclisi Mebusan’da Erzurum mebusudur.
Plana imza atılalı 10 ay olmuş, ama hâlâ uygulanmasının talep edilmesi, Abdülhamid’in gerçek niyetini anlaşılır kılmaktadır.

1895-1896’da Ermenilere yapılan dört fiil şunlardır:
1- Le Figaro’ya göre 300 bin[26] veya Osmanlı’ya göre en fazla 20 bin[27] Ermeni öldürülmüştür.
2- Ermeniler, canını kurtarmak için değil birey birey, köy köy İslamlaş(tırıl)mıştır.[28]
3- Bir kısım Ermeniler Rusya Ermenistanı’na kaçmıştır; bu sayı, 1910’da sadrazam İbrahim Hakkı’ya göre 60-70 bindir.[29] Bunların dönüşü sağlanamamıştır.
4- Öldürülen ve kaçan Ermenilerin malına-mülküne el konmuştur.1911-1912’de Sivas Mebusu Dr. Nazaret Dağavaryan’ın üyesi olduğu komisyon, yüzlerce mülkle ilgili maddeler halinde dört rapor hazırlamış ve Ermeni Patrikhanesi’ne vermiştir. Konuyu, Dr. Nazaret Dağavaryan Meclis’te[30] gündeme getirmişse de cevap alamamıştır.
Abdülhamid’in 1890’larda Hıristiyanları, Anadolu’dan tasfiye politikasına 1914-1922’de yoğunlukla devam edilmiş, temizlik tamamlanmıştır. Tasfiye politikasıyla 1914’te Hıristiyanların (ve Musevilerin) nüfus toplamında yüzde 20 olan payı, 1927’de yüzde 2,8’e gerilemiştir[31] ve bugün de binde 1’lerdedir. Sünni İslamcı-Türkçü hedefe ulaşılmıştır!
Nitekim İttihatçı Talât, Abdülhamid’in yıllarca yapamadığını birkaç ayda yapmış olmakla övünmüştür.[32]
Ezcümle, TC vatandaşı olarak bugün de 1895’teki gibi “can ve mal güvenliğimiz var” diyemiyoruz. Bu, Osmanlı’dan Cumhuriyet’e Türk Nüfus Mühendisliği’nin pratiğidir!
Gelecek yazı:
Osmanlı-Türk Devleti Aklında Müzakere (1895-1921)-2
1914 Ermeni ve 1921 Koçgiri müzakeresi
NOTLAR
[1] 11 Ağustos 2025 (erişim), https://t24.com.tr/haber/dolmabahce-mutabakat-degildi-diyen-akdogan-twitterdan-boyle-tesekkur-etmisti,304442 ve https://www.milliyet.com.tr/siyaset/dolmabahce-de-tarihi-aciklama-2021055
[2] 11 Ağustos 2025 (erişim), https://www.tccb.gov.tr/konusmalar/353/29792/yuksekogretim-kurulunu-ziyaretinde-rektorlere-hitaben-yaptiklari-konusma ve https://www.tccb.gov.tr/konusmalar/353/29799/balikesir-ekonomi-odulleri-2015-toreni-ve-stk-temsilcileri-ile-kahvaltida-yaptigi-konusma ve https://www.bbc.com/turkce/haberler/2015/03/150322_erdogan_dolmabahce
[3] TBMM-FETÖ/PDY 15 Temmuz 2016 Darbe Girişimi Araştırma Komisyonu 14. Toplantısı, 9 Kasım 2016, TBMM Tutanak Dergisi, Dönem: 26, Yıl: 2, s. 125, 149.
[4] Selim Deringil, Simgeden Millete, 5. baskı, İletişim Yayınları, İstanbul-2019, s. 96; Selim Deringil, İktidarın Sembolleri ve İdeoloji, II. Abdülhamid Dönemi (1876-1909), çeviren: Gül Çağalı Güven, Doğan Kitap, İstanbul-2014, s. 26.
[5] Selim Deringil, Simgeden Millete, s. 111-118; Selim Deringil, II. Abdülhamid Dönemi (1876-1909), s. 61-62.
[6] BOA-Katalog, Y.PRK.SGE, 2/3, 18 Ağustos 1883; Vahdettin Engin, Bir Devrin Son Sultanı II. Abdülhamid, 10. baskı, Yeditepe Yayınevi, İstanbul-2024, s. 294.
[7] Kavram için, Selim Deringil, Simgeden Millete, s. 265-266.
[8] Sultan Abdülhamid, Siyasî Hatıratım, Ali Vehbi (hazırlayan), 3. baskı, Dergâh Yayınları, İstanbul-1975, s. 73.
[9] Şerif Mardin, Türk Modernleşmesi, 28. baskı, İletişim Yayınları, İstanbul-2021, s. 94, 289.
[10] Selim Deringil, II. Abdülhamid Dönemi (1876-1909); Selim Deringil, Simgeden Millete; Selim Deringil, İhtida ve İrtidad, çeviren: Ayşen Anadol-Taciser Ulaş Belge, İletişim Yayınları, İstanbul-2017; François Georgeon, Sultan Abdülhamid, çeviren: Ali Berktay, 6. baskı, İletişim Yayınları, İstanbul-2020; Cihangir Gündoğdu-Vural Genç, Dersim’de Osmanlı Siyaseti, 1880-1913, Kitap Yayınevi, İstanbul-2013.
[11] Sultan Abdülhamid, Siyasi Hatıratım, s. 101.
[12] Sadaret’in 29 Eylül 1895 tarih ve 204 no’lu yazısı, Hüseyin Nâzım Paşa, Ermeni Olayları Tarihi-1, Devlet Arşivleri Genel Müdürlüğü, Ankara-1998, s. 71-2.
[13] 28 Eylül 1895 tarihli Heyeti Tahkikiyyenin raporu ile Sadaret’in 311 ve 317 no’lu yazısı, Hüseyin Nâzım Paşa, age, s. 68-71.
[14] Hüseyin Nâzım Paşa, age, s. 75-6.
[15] Sadaret’in 1.10.1895 tarihli yazısı, Hüseyin Nâzım Paşa, age, s. 77-8.
[16] 18 Eylül 1311 (30 Eylül 1895) tarihli istida, Hüseyin Nâzım Paşa, Ermeni Olayları Tarihi-1, s. 152-3. Ayrıca Esat Uras, Tarihte Ermeniler ve Ermeni Meselesi, Belge Yayınları, İstanbul-1976, s. 479-480.
[17] Hüseyin Nâzım Paşa, Ermeni Olayları Tarihi-1, s. 79-80; BOA, Y.PRK.ZB, 16/51, 5.10.1895 ve Y.A.RES, 76/54, 5.10.1895, aktaran Osmanlı Belgelerinde Ermeni İsyanları (1878-1895)-1, Devlet Arşivleri Genel Müdürlüğü, Ankara-2008, s. 130-139 ve s. 141-5.
[18] Hüseyin Nâzım Paşa, Ermeni Olayları Tarihi-1, s. 76-83.
[19] Esat Uras, Tarihte Ermeniler ve Ermeni Meselesi, s. 343-5.
[20] Esat Uras, age, s. 345-51.
[21] Esat Uras, age, s. 356.
[22] Joan Haslip, II. Abdülhamid, çeviren: Eşref Özbilen, Profil Yayıncılık, İstanbul-2008, s. 255, 270; François Georgeon, age, s. 367, 387-388, 393.
[23] Janet Klein, Hamidiye Alayları, çeviren: Renan Akman, 2. baskı, İletişim Yayınları, İstanbul-2014; Mehmet Rezan Ekinci, 1897 Tarihli Hamidiye Süvari Alayları Taksimatı, e-Şarkiyat İlmi Araştırmalar Dergisi, cilt: 9, sayı: 2 (18), Kasım-2017, s. 703-724; François Georgeon, age, s. 371-375, 397-415. Ayrıca BOA-Katalog, Y.A.HUS, 338/87; Y.PRK.BŞK, 43/94; Y.PRK.BŞK, 53/61; Y.PRK.PT, 10/26; Y.A.HUS, 338/91; Y.A.HUS, 348/75.
[24] BOA, HR.SYS, 2790/41, 9.11.1895, Osmanlı Belgelerinde Ermeni İsyanları (1895-1896)-2, Devlet Arşivleri Genel Müdürlüğü, Ankara-2008, s. 7; BOA. HR.SYS, 2791/4, 1.12.1895, age, s. 36-7; BOA, Y.PRK.KOM, 9/2, 15.1.1896, age, s. 85-102; BOA, Y.PRK.ASK, 109/69, 25.1.1896, age, s. 109-122; BOA, HR.SYS, 2810/2, 11.3.1896, age, s. 208-213.
[25] Osmanlı Bankası, Armen Garo’nun Anıları, çeviren: Attila Tuygan, Belge Yayınları, İstanbul-2009, s. 139.
[26] Orhan Koloğlu, Avrupa’nın Kıskacında Abdülhamit, 7. baskı, İletişim Yayınları, İstanbul-2021, s. 181-183.
[27] Kâmuran Gürün, Ermeni Dosyası, 3. baskı, Türk Tarih Kurumu, Ankara-1985, s. 168.
[28] Selim Deringil, İhtida ve İrtidad, s. 281-340.
[29] Meclisi Mebusan Zabıt Ceridesi (MMZC), devre: 1, sene: 3, cilt: 1, 8.12.1910, s. 457.
[30] MMZC, devre: 1, sene: 3, cilt: 6, TBMM Basımevi, Ankara-1991, s. 627-8.
[31] Kemal H. Karpat, Osmanlı Nüfusu (1830-1914), çeviri: Bahar Tırnakcı, Tarih Vakfı Yurt Yayınları, İstanbul-2003, s. 208-227; Umumi Nüfus Tahriri (1927), Fasikül 1, İstatistik Umum Müdürlüğü, Ankara-1929, s. xvıı, lx.
[32] Aktaran, Hans Lukas Kieser, Talat Paşa, çeviren: Ayten Alkan, İletişim Yayınları, İstanbul-2021, s. 219.
