‘Alevi açılımı’ üzerine: ‘Aleviliği tanımak yerine tanımlamaya çalışıyorlar’ 

SEHER ŞENGÜNLÜ YILMAZ 

Osmanlı’dan Cumhuriyet’e devredilen inanç temelli birçok sorun alanı, Cumhuriyet sonrası benimsenen “Laiklik” ilkesine rağmen günümüze kadar çözülememiş hâlde varlığını sürdürüyor. Anadolu’nun köklü inançlarından Alevilik, bu topraklarda hükümranlığını ilan eden devletlerin tercih ettiği siyasal rejimlerle çatışmalı ya da en azından mesafeli bir ilişki içinde olageldi. Öyle ki Cumhuriyetin bir asrını geride bıraktığı bugünlerde bile Aleviliğin ya da Alevilerin ibadet mekânlarının tanınıp tanınmaması tartışılıyor.  

MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin 14 Ekim 2025’teki Meclis Grup Toplantısı’nda yaptığı açıklamalar “Alevi Açılımı” tartışmalarını da beraberinde getirdi. Suriye’deki Alevilerin yaşadıklarının da bütün sıcaklığıyla tartışıldığı son gelişmeleri Alevi Kültür Dernekleri Genel Başkanı Seher Şengünlü Yılmaz’la konuştuk. 

Bahçeli’nin hibe ettiği Hacıbektaş’taki arsaya yapılan ‘külliye’nin açılış töreni…

– Devlet Bahçeli’nin 22 Ekim 2024’te Meclis Grup Toplantısı’ndaki “Terörsüz Türkiye” çağrısı sonrasında başlayan tartışmalar, tarafların açıklamaları ve TBMM bünyesinde kurulan komisyon üzerinden devam ediyor. Bahçeli’nin 14 Ekim 2025’teki Meclis Grup Toplantısı’nda yaptığı “Cami ne kadar bizimse cemevi de bizimdir… Cemevinin ibadethane olarak tescili hususunda atılgan olmak, engelleri birer birer kaldıracak irade cesaretini sergilemek gerekmektedir.” açıklaması da “Alevi açılımı” olarak tartışılmaya başlandı. Cemevlerini ibadethane, Aleviliği de bir inanç olarak tanımayan iktidarın 23 yıllık geçmişini de dikkate aldığımızda bu açıklamaları nasıl okumak gerekiyor? 

Devlet Bahçeli’nin “cesaret” vurgusuyla birlikte yaptığı ‘cemevlerinin ibadethane statüsü kazanması’ söylemi karnımızda kelebekler uçurmadı açıkçası. Alevi toplumunun geçmiş yaraları, travmaları var. Alevileri anlamadan, katliamlarla yüzleşmeden yapılan açılımvari söylemler samimiyetten uzaktır. Aslında belki de ülkenin içinde bulunduğu “Barış” ikliminde sekülerliğiyle bilinen milyonlarca Alevi’nin ağzına bal çalmak da denebilir buna.  

İktidarın elini tutan mı vardı; 23 yıldır tek bir adım atmadılar. 

“Cami de bizim cemevi de bizim.” demek için önce “cümbüşevi” söyleminden dolayı özür dilemek lazım. Bir inancı, bir ibadethaneyi aşağılayan böyle bir söylem kabul edilemez. 

– Açıklamayı, çağrıyı yapanın iktidar ortağı olduğunu da dikkate alırsak bu “irade cesaretini” kim, neden sergilemiyor? 

İradeyi sergileme çağrısı düşündürücüdür. Akşam canının istediği kararnameyi çıkartıp sabah yasalaştıran bir güç için oldukça vahim hatta. Kim engel oluyor bu cesareti göstermelerine? Tarikatlar mı? Cemaatler mi? Siyasilerin ağzından düşmeyen kardeşlik söylemlerine bakarsak sorun siyasal değil demek ki. 

Bu ülkede kendini eşit hissetmeyen, yaşamın her alanında ayrımcılığa uğrayan bir toplum var. Bunu daha fazla görmezden gelemezler, bu nedenle o cesareti de göstermek zorundalar. 

Tartus, Alevi protestosundan…

– Bu çağrının üç gün öncesinde arazisini Bahçeli’nin bağışladığı Nevşehir Hacıbektaş’taki Horasan Erenleri Dergâhı Cemevi Külliyesi, Millî Eğitim Bakanı Yusuf Tekin’in katılımıyla açıldı. Devlet Bahçeli “siyasi anlam yüklenmemesi”ni gerekçe göstererek bu açılışa katılmadı. Daha önce cami/cemevi projesi kapsamında yürütülen çalışmaları da göz önüne aldığımızda bu çalışmalara, açıklamalara nasıl bir anlam yüklemek gerekiyor? 

Hacıbektaş’ta açılan külliye, bizim nazarımızda meşru değildir. Bir kere bizim inancımızda “külliye” diye bir mekân yok. Çok daha ileri gidip “dergâh” diyen bile var. Şunu çok net ifade etmek isterim: Bizim Hacıbektaş’ta tek bir dergâhımız var; o da Hacı Bektaş Veli Dergâhı. 

Bu külliyenin hangi amaca hizmet edeceğini MHP açıkça ifade etmiştir. Buranın bir akademi olacağını ve burada Alevilere Aleviliği öğreteceklerini söylüyorlar. Projenin asıl amacı makbul Alevi yaratmak. Zaten üç yıldır bunun için yoğun bir çalışma yapıyorlar. Kültür Bakanlığı’na bağlı Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı diye bir yer açtılar ve buradan maddi olanaklar sağlayarak kendilerine hizmet eden dernekler, federasyonlar kurdular. 

İstedikleri Alevi tanımı çok açık: Türk ve İslam’ı benimsemiş herkes Alevi ama onun dışındaki herkes marjinal… 

– Sizin de bahsettiğiniz gibi “Laik” Türkiye Cumhuriyeti’nde Aleviliğin gerek hükümet gerekse farklı siyasi çevrelerce bir tanımlamaya tabi tutulduğunu, devlet ya da İslam Aleviliği denebilecek bir çerçeve içine oturtulmaya çalışıldığını görüyoruz. Aleviliğin, Alevilerin “devlet dini” içerisine hapsedilmesine yönelik bu çabaları nasıl değerlendiriyorsunuz? 

Alevilerin taleplerini meşru olmayan bir başkanlığın vereceği masa, sandalyeyle çözmekten ibaret görenler Aleviliği tanımak yerine tanımlamaya çalışıyor. Alevilik inancını tanımlamak kimsenin haddi değildir; hele ki elinde Maraş’ta kazanda haşlanan Ali Tıraş’ın, gözü tornavidayla oyulan Cennet Ana’nın, Sivas’ta diri diri yakılan 33 canımızın kanı olanların hiç haddi değildir. 

Biz Aleviler kimsenin ibadethanesine karışmadık, kimseye inancını, dinini öğretmeye kalkmadık, kimse de bunu kendine hak görmesin. 

Bir zamanlar bu ülkede cami/cemevi projesi vardı. Bir FETÖ projesiydi. O gün nasıl karşı çıkıp dimdik durduysak bugün de Aleviliği asimile etmek, özünden koparmak isteyenlere karşı aynı kararlılıkla karşı çıkmaya, dimdik durmaya devam edeceğiz. 

– Peki, bütün bu tartışmalara dair Alevi örgütlerinin, kanaat önderlerinin tutumu nedir? Ortak bir tutumdan bahsetmek mümkün müdür?  

Bu yaşananlara karşı 35 yılını Alevilerin hak taleplerine vermiş, bedel ödemiş örgütler olarak bir aradayız. Avrupa, Avusturalya, Türkiye Alevi hareketi olarak eylemde de söylemde de birlikte mücadelemizi yürütüyoruz. Kararlılıkla yan yana yürümeye, eşit yurttaşlık talebimize karşılık bulana kadar devam edeceğiz. 

– Eşit yurttaşlık talebinden bahsetmişken, Alevilerin hükümetten/devletten talebi, beklentileri nelerdir? 

Devletten dolayısıyla iktidardan beklentimiz ve taleplerimiz nettir: 

Anayasal güvence istiyoruz. Cemevlerinin ibadethane olarak kabul edilmesini istiyoruz. Katliamlarla yüzleşilsin istiyoruz. Madımak Oteli, “Utanç Müzesi” olsun istiyoruz. Zorunlu din dersleri kaldırılsın istiyoruz. Alevi köylerine cami yapılmasından vazgeçilmesini istiyoruz. Biz de bu ülkede yaşayan vatandaşlık görevlerini yerine getiren bireyler olarak “Eşit Yurttaşlık” istiyoruz. 

– Türkiye’de bu tartışmalar yaşanırken Türkiye’nin de desteklediği bir iktidar değişimi yaşandı Suriye’de. Esad sonrası Alevilere yönelik cihadist saldırılarda Türkiye’nin pozisyonu da Aleviler açısından bir tartışma konusu oldu. Suriye’deki son durum nedir? Suriye’deki siyasal gelişmeleri Suriye’deki Aleviler nasıl karşılıyor?  

Suriye’de dünyanın gözünün önünde soykırım yapılıyor. Alevi katliamından sorumlu Colani devlet adamı olarak karşılanıyor! Suriye’de demokratik bir rejim, laik ve seküler bir düzen olması elzemdir. Suriye’de yaşayan halkların kandan, gözyaşından uzak, insan onuruna yakışır bir yaşamı hak ettiğini düşünüyorum. 

Birleşmiş Milletler başta olmak üzere tüm dünya devletlerinin Suriye konusunda elini taşın altına koyması gerekir.